Kefernaum İncelemesi

Ne izleyeceğiz?

O kadar Youtube, Netflix, Amazon Prime arasında Fox Haber harici izleyecek bir şey bulamıyorum. O da bazen Twitter’a baktığım da eksik geliyor sıkılıyorum. Temel problem izlediklerimin sarmaması dostlar. Sanki izlediğim her şey birbirinin tekrarı gibi ve sıkıcı. İnanın Youtube’da ‘cringe şelalesi’ ve ‘kısmetse olur evi addiction’ tarzı videolar bile izlemeye başladım. Medyayla insanları nasıl salaklaştırıyorlar diye bilim insanı merakıyla başladığım bu videolarla beyin kapasitemi düşürmeye başlamıştım. Televizyonları bir Gülseren Budayıcıoğlu kitap adaptasyonları furyası sarmış. İyi güzel de bir insan 2 saatten fazla bir diziyi nasıl oturup izlesin be kardaş. Ben de spoiler videolarına dadanmıştım. Niye hepsi aynı döngüye girmiş, neden hepsinin başına benzer şeyler geliyor derken kendimi ikna etmeye çalışıyorum. “Ama bu hikayeler gerçek hayattanmış” diyorum. Ancak bir şey var ki sevgili izleyiciler, bunu bir sağlıkçı olarak söylüyorum; hipokrat yemini etmiş hiçbir sağlıkçı hastalarının hikayelerinden para kazanmak şöyle dursun onları asla bu kadar gözler önüne sermez. Hani yüzde sıfır ihtimal diyorum. Bir kere herkes gider dava açar yani olmaz bu iş. Bunlar da düzmece diyorum size. ‘Masumiyet’ dizisinin ilk bölümü etkiledi fakat sonra özellikle de öyle bir psikopatla ayrılıp, birleşip, evlenip, boşanıp, tekrar evlenip -her neyse işte- duran bir kadın karakter yüzünden mide bulantısından fragman takibine geçtim.

Ve Kefernaum’u buldum.

Ve bu şaheseri buldum, sosyoloji kitapları sağ olsun. Ben böyle gerçekçi bir film daha izlemedim. Filmi eleştirmeden önce söylüyorum, film öyle harika öyle harika ki. İzleyin izletin. Bırakın diğer izlediklerinizi bunu izleyin. Gerçekleri görün. Onlarla bir çarpışın. Oturduğunuz yerde ben kimdim ya? Bu dünyada diğerleri ne yapıyor, nasıl yaşıyor diyin. Bu arada film festival filmi olarak başlamış tutunca vizyona girmiş. Oskar adaylığı da var.

Yazının bundan sonraki kısmı spoiler içerir.

Film Lübnan’ın kenar mahallelerinde geçiyor. Orijinali arapça. Filmin ana karakteri Zain adında, filmin başında doktorun çocuğun dişlerinden tahmin ettiği kadarıyla 12 yaşlarında olduğunu bildiğimiz, zayıf, bakımsız bir çocuk. Siz hiç daha önce çocuk ana karakterli bir yetişkin filmi izlediniz mi? Zaten bu konuda bile hemen ayrışıyor film. Çocuğumuz biraz arıza ve sürekli küfür ediyor. O dili duymuş çünkü sadece. Film çocuğun ailesine dava açmasıyla başlıyor. Talebiyse çok komik. “Daha fazla çocuk yapmasınlar.” Diyor hatta “yetişkinler bakamayacağı çocuklar yapmasınlar” diyor. Resmen aslında “doğurun çocuk rızkıyla doğar” inancını bırakın artık diyor. Komik ama gülemiyorsunuz. Ağır bir dram havası var. Mahkeme konuşmalarından Zain’in birini bıçakladığını ve ıslahevinde olduğunu görüyoruz. Ve film nasıl bu noktaya gelindiğinin hikayesine başlıyor.

Lübnan’ın kenar mahallelerinden birinde derme çatma çok fakir bir evde yaşıyor Zain. Ailenin kaç çocuğu var film boyunca sayamıyorsunuz. Ama çocuklar okula gitmiyor ve bakkal çıraklığı, sokakta içecek satma gibi işler yapıyor. Ailenin büyük abisi hapiste. Gündelik hayatları Seher’in adet olmasıyla bozuluyor. Zain 11yaşındaki bu kardeşini hemen korumaya alıyor. Bunu saklaması gerektiğini söylüyor. Çünkü çevresinde adet olmuş tüm kızlardan aileleri kurtulmuş diyor. Bakkaldan hijyenik ped çalıyor ve nasıl saklayacağını tembihliyor. Ancak korktuğu başına geliyor ve aynı zamanda ev sahipleri olan bakkal, Seher’i istemeye geliyor. Zain kısa süre içinde ikisinin de eşyalarını toplayıp kaçma planları yapıyor. Ancak geç kalıyor ve annesiyle babası birkaç tavuk karşılığında Seher’i zorla bakkalın evine götürüyorlar. Zain zaten eşyalarını toplamıştı. Evden kaçıyor. Tabii sokakta ve aç kalıyor. Bir lunaparkta takılıyor. Orada tuvalet temizleyici olan Etiyopyalı göçmen Rahil’den yardım istiyor. Rahil’in de bir bebeği olduğunu, çalışırken onu sakladığını görüyoruz. Rahil, Zain’i yaşadığı derme çatma barakaya getiriyor. Sonra Rahil’in aslında kaçak bir göçmen olduğunu ve sahte bir oturumla çalıştığını görüyoruz. Ancak o oturumun da süresi dolmak üzere. Sahtecilik işlerini yapan adam da Rahil’den 1500dolar istiyor. Rahil de bu parayı denkleştiremiyor. Zain evde bebek Yonas’a bakadursun Rahil oturumun süresi dolduğundan çalışamıyor. Paranın suyu çekiyor. Sonra bir anda ortadan kayboluyor. Kaçak olduğu için hapse girmiş ama nasıl hapse girdiği net değil. Zain tek başına kalıyor. Bebeği de alıp Rahil’i arıyor ama bulamayınca geri dönüyor. Yonas’ı beslemeye çalışıyor ancak olmayınca şeker vermek zorunda kalıyor. Yemek bityor, su kesiliyor. Suriyeli göçmen bir kızdan Rahil’in birlikte iş yaptığı insan kaçakçısı adamın 300dolar karşılığı çocukları Avrupa’ya götürdüğünü öğreniyor. Filmin başında çocuklar ellerindeki bir reçeteyle eczane eczane gezip ilaç alıyorlar. Sonra ilaçları ezip evde çamaşır yıkıyorlar. Zain de cebinde reçetenin kalmış olduğunu fark ediyor ve ilaçları temin edip suyla karıştırıp sokakta satmaya başlıyor. Bundan iyi para kazansa da kavgaya karışıp parayı kaptırıyor. Yonas’ı cami kapısına bırakmaya çalışıyor ama kimse ilgilenmeyince insan kaçakçısına veriyor. Ancak tabii çok üzülüyor ağlıyor. Adam bundan kimlik istiyor Avrupa seyahati için. Zain de kimliğini almaya eve dönüyor. Annesi ve babası Zain’i görünce daha çok sinirleniyor. Zain kimliğini bulamıyor çünkü nüfusa hiç kaydedilmemiş. Bu arada kardeşi Seher’in öldüğünü öğrenip bıçağı kaptığı gibi Seher’in kocasına koşuyor.

Mahkemeden Seher’in hamile kaldığı ancak birkaç ay sonra ciddi bir kanamasının başladığı, kimliği olmadığı için hastanelerin onu kabul etmediğini ve hastane kapısında can verdiğini öğreniyoruz. Tabii 11yaş hamile kalmak için oldukça tehlikeli bir yaş. Ancak o çevre için normal kabul ediliyor. Annesinin mahkeme ziyaretlerinden birinde annesi hamile olduğunu, kız olursa adını Seher koyacağını söylüyor. Zain ıslahevindeyken canlı yayına bağlanıyor ve epey küfür ederek çocuklarına bakamayacak yetişkinlerin çocuk yapmasını istemediğini söylüyor. Belki de canlı yayında ifşa olduğu için avukat tutuluyor ve Zain ailesine tekrar çocuk yapmamaları için dava açıyor.

Filmin sonu çok ağlattı. İnsan kaçakçılarının mekanları basılınca Yonas bulundu ve tam Rahil sınır dışı edilirken ona verildi. Zain’e de kimlik çıkardılar. Son sahnede kimlik için fotoğraf çekerlerken Zain’den gülümsemesini istediler. Zain gülümseyince izleyici olarak fark ediyorsunuz ki o güzel yüzlü çocuk film boyunca sadece bu son sahnede gülümsüyor. İşte o zaman, dünya üzerinde daha gülümsemeyi bilmeyen, gülümsemeyi unutan çocuklar olduğu kafanıza dank ediyor.

Bu arada Rahil’in hikayesinin çok benzeriyle karşılaştım. 2 yazı öncesi aşağılandığım için çok sinirlenip burada yaşayan bir Türk aileyi analiz etmiştim. Hamile kaldığı için Afrikalı bir bakıcılarını sınır dışı ettirmişlerdi. Rahil de aynı şekilde bir ailenin yanında çalışırken hamile kalıyor ve bu şekilde oturumunu, işini kaybediyor.

Bu nasıl bir film?

Bu nasıl bir film yönetmen? Nasıl bu kadar gerçekçi yapabildin? Belgesel falan mıydı acaba? Biraz araştırdığımda inanılmaz şeyler öğrendim film hakkında. Oyuncuların hepsi amatörmüş. Zain’i oynayan çocuk Suriyeli bir mülteciymiş. Rahil’i oynayan kadın gerçekten kaçak göçmenmiş. Filmden sonra sınır dışı edilmiş. Yönetmen mümkün olduğunca ortamları, sokakları bozmamış. Trafiğe, normal insanlara müdahale etmemiş. Aslında neredeyse belgesel çekmiş ama daha çok insana ulaşmak için böyle bir kurgu yapmış. Kurgu 2 yıl, çekimler 6 ay sürmüş.

Kimsin sen Nadin Labaki?

Böyle etkileyici bir filmden sonra yönetmenini merak ettim tabii ki. Nadin Labaki oyuncu olarak başlamış kariyerine. 12-13 filmi var. Yönetmenlik yaptığı da 3film var. Yönetmenlik yaptığı filmlerde de oynuyor üstelik. İlk iki filmde daha çok başrolleri üstlenmiş. Ama Kefernaum’da çok küçük bir rolü var. Avukat rolünü oynuyor. İlk yönettiği film olan Karamel’i de Netflix’te buldum ancak maalesef sarmadı. Bu arada filmleri müziklerini de kocası yapıyormuş.

Kötü eleştiriler

Az da olsa kötü eleştiriler olduğunu duydum. En temel nedeni filmleri eğlenme amaçlı izleyenleri rahatsız eden bir film olması. Netflix kategori olarak sert gerçekçi yazmış filme. Okuduğum kadarıyla mültecilerin düştüğü durum için birilerini suçlayıp başka ülkelere kaçmayı çözüm olarak gösterdiği için kötü eleştiri yapan olmuş. Yani aslında tam anlayamadım bunu. Mültecilerin düştüğü durumlarda kimsenin hiçbir suçu yok mu yani. Doğal seçilim falan gibi mi görünmeli anlamadım. Çok empatiden yoksun bir yorum gibi geldi bana çünkü aynı duruma herkes düşebilir. Çözüm tabii ki gelişmiş ülkelere göçmek yani ben de şu an göçmen durumunda biri olarak biliyorum ki gelişmemiş ülkelerdeki hemen hemen herkes gelişmiş ülkelere göçmeye çalışıyor. Tabii kendi ülkelerinde daha kötü durumda oldukları için göçüyorlar. Bir diğer eleştiri çocuğun isyankar olması. 12 yaşındaki çocuğun böyle isyan etmemesi gerektiğini kabullenici olması gerektiğini söylemişler. Ben buna da katılmıyorum.


Bence film durumu olmamasına karşı bir sürü çocuk yapan yetişkinleri suçluyor. Bu sadece göçmenler için geçerli değil ki filmde Zain’in Lübnan’lı olduğu bu yüzden vurgulanıyor belki de. Yani aslında bizdeki “çocuk rızkıyla doğar.” inancını eleştiriyor.

Benim tek kafama takılan Seher’in hastane kapısında ölmesi oldu. Yani kimlikli ya da kimliksiz acile herkes alınıyor diye biliyorum ancak Lübnan’ın şartlarını bilmiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir