Korona Sıkılmaları

Korona günlerinde esnek çalışınca evde ne yapacağını şaşırıyor insan. Gerçi çocukla uzun süre bir şeylere odaklanmak çok güç. Birkaç diziye başladım ama Türk dizileri çok uzun sürdüğü için hepsini baştan sona izleyemedim. Evde Netflix olunca izlediklerimin yarısı Netflix içeriği. Sıkıntıdan izlediklerimi de sıkıntıdan yazıyorum.

Zalim İstanbul

Aslında çok enteresan bir konusu var. Köşkte yaşayan zengin aile bir tane de bunlara monte müştemilatta yaşayan fakir bir aile var. Bunlar aynı köylü, aynı kafadalar. Tabii zengin olan Karaçaylı familyasının türlü sırları var. Nasılsa aile reisi Agah Karaçaylı da arkasından çevirilen türlü şeylerden haberi yok. Neyse Karaçaylı familyasında engelli bir çocuk yaşıyor. Adı Nedim ve kendisi Agah’ın yeğeni oluyor. Agah öldükten sonra ona bakan olsun diye Nedim’i evlendirmeye karar veriyor. İşte fakir aileyle ilişki böyle başlıyor. Fakir ailenin babannesi şark kurnazı. Torununu para karşılığı Agah’a veriyor. Fakir ailenin babası ölmüş. Anneyse aşırı gururlu, hiçbir şeyden haberi olmuyor. Satılan kız Ceren de tam bir yılan. Ancak Ceren engelli çocukla evleneceğinin farkında değil. Babanne Ceren’i Agah’ın yakışıklı oğlu Cenk’le evleneceksin diye kandırıyor. Bunlar köşke gelince hepsi hizmetli olarak yerleştiriliyor. Ama kız vermeye gelmemişler miydi? Orada bir kopukluk yok değil. Ceren de nasılsa evleneceğiz diye gidiyor Cenk’e veriyor. Hemen de hamile kalıveriyor. Evin hanımı Şeniz tam bir şeytan. Oğlunu kurtarmak için hemen çocuğun Nedim’den olduğunu gösteren bir dna testi ayarlıyor. Ceren’i de kontrol etmek için bir otel odasında narkoz verip başka adamlarla videolarını çekiyor. Fakir ailenin diğer kızı Cemre de hemşire. Çok zengin oldukları için Nedim’e hasta bakıcı yerine hemşire tutan Karaçaylı familyası için fırsat oluyor ve Cemre, Nedim’e bakmaya başlıyor. Şeniz bunlar küçükken Cenk’i gaza getirip Nedim’i pencereden attırmış. Nedim bu yüzden engelli. Cenk de travmatik. Cemre bunların farkına varıyor. İlerleyen bölümlerde aslında tüm mal varlığının Nedim’in babasından Nedim’e kaldığını öğreniyoruz. Tüm bu entrikalar yetmemiş galiba sonradan başka şeyler çıkıyor. Şeniz aslında Nedim’in babasından hamile kalıyor ama hem evli hem de Şeniz bir sekreter parçası olduğu için ona tenezzül etmiyor. Şeniz de nasıl oluyorsa bir şekilde Agah’a monte oluyor. Hamileliği de yutturduğuna göre yıldırım nikahı olmalı. İşte doğumdan sonra da Nedim’in babasıyla Şeniz ilişkiye devam etmiş anlaşılan, Nedim bunları duymuş. O yüzden Şeniz Nedim’i attırmış. Neyse bütün dizi ilk birkaç bölüm olan bu olayların son derece yavaş bir şekilde ortaya çıkıp keman eşliğinde Agah’ın sürekli kalp krizi geçirmesini anlatıyor diyebilirim. Sahneler de sürekli bağır çağır kavga ederlerken Agah’ın damdan düşer gibi içeri girmesinden oluşuyor.
Yalnız dizide inanılmaz şeyler de var. Sürrealizme girer mi bilemedim. Nedim’e bir türlü diplomalı sağlık çalışanı tutamıyorlar. Doktorundan hemşiresine fizyoterapistine hepsi diplomasız. Sözde Şeniz çocuğun iyileşmesini istemiyor. Çocuğu uyutan psikotikler vermiş hep. Agah da bayağı aptal yani. Aslında dizi bence zengin olmak ve başarılı bir iş adamı olmak zeka gerektirmiyor mesajını vermiş. Neyse fizyoterapistseniz çocuğu yürütürken ‘neden hala bir yürüteç vermediler, arkadaşım önce yürüteç sonra baston verilir, böyle bodozlama yürütülmez’ diye diye kafanızı duvarlara vurmamanız imkansız hale geliyor. Cemre durumun farkına varıyor ve Nedim’i kaçırıyor. Cemre hapishanelere düşüyor ama ağzını açıp bir türlü kendini ifade edemiyor. Sonra Agah en sonunda bir şekilde akıl yürütüyor ve Nedim’e herkesten habersiz rehabilitasyon merkezi yaptırıyor. Başına da psikiyatrist geçiriyor. Neden, çünkü Nedim’in durumu psikiyatrik. Aslında başında nörolojik gibi başlamıştı. Bence senarist sonradan değiştirdi. Neyse işin acayip yanı Nedim birkaç haftaya kalmıyor o kötü rehabilitasyon sürecine rağmen ayağa kalkıyor tekrar konuşmayı ve okuma yazmayı öğreniyor. Bu noktada aslında fizyoterapiste senaristin ihtiyaç duyduğunu anlıyoruz. Senaryoya göre çocuk 20 yıl tekerlekli sandalyede uyutulmuş o bacak kasları ne hale gelmiştir arkadaşım kullanılmamaktan? 2 haftada nasıl kalksın? İşin acayip yanı psikiyatrist de sahte çıkıyor. Kadın Nedim’in kardeşi çıkıyor. Vay anasını nasıl bir tesadüf! Kadının annesi zamanında köşkte hizmetliymiş. Nedim’in babası da önüne geleni… Neyse.
Senarist diziye aşk üçgeni eklenmeyi ihmal etmemiş. Cenk de Nedim de Cemre’ye aşık oluyor. Cemre de Nedim’e aşık oluyor. Bu hemşire hasta aşkını kesinlikle tasvip etmiyorum. Tepki oluşturacak kadar izlenmiyor sanırım. Neyse Agah, Cemre Nedim’i kaçırdığı için Cemre’yi uzaklaştırıyor. Cemre de Nedim’e yaklaşmak için Cenk’le evleniyor. Çok akıllıca(!) Sonrası kabız aşklar.

Payitaht Abdülhamit

Tarihi kurguları çok seviyorum. Hele ki Osmanlıyı. Bu dizi pek tarihle alakalı görünmüyor. Ama sırf ortam için izliyorum. Benzer dizi bulmak zor. Ama dizi dönem düşünüldüğünde çok durağan. Osmanlıya en fazla toprak kaybettirmiş padişahtan bahsediyoruz. Dış borçları takip ettirmek için duyun-i umumiye açılmış. İstibdat döneminde geçiyor dizi ama dönemin özelliklerini hiç anlatmıyor. Bazı kelimeleri kullanmak yasak. Aydınlar sürülüyor, öldürülüyor. Bütün bunları Türkiye’de ilkokul eğitimi almış biri bilir zaten. Ama bu kadar konu varken dizide 100 bölüm boyunca sadece tren yolundan bahsediliyor.
Gerçi internet çağındayız. Biraz araştırmayla da pek çok şey öğrenmek mümkün. Evet aslında o dönem tren yolu gerçekten önemliymiş. Ama neden önemli olduğu da havada. O dönem Ruslarla savaş var Rusların panislavizm politikasına karşı panislamizm akımı başlatıyor 2. Abdülhamit. Bundan da bahsedilebilirdi ama belki o zaman izleyenler bütün bunlara ne gerek vardı halifelik yok mu diyebilirdi. O zaman da benim gibi Sünni inanca göre halifenin Arap olması gerektiğini -zaten halifelik sünni olduğundan-, Abbasiler Memlüklülerin eline geçtiğinde Memlüklülerin halifeyi koruduğu kendileri halifeliği almadığı-alamadığı ancak Osmanlıların bunu yapmadığı, 18. yüzyılın sonuna kadar da hiçbir yazılı belgede Osmanlı padişahlarının halifeliğinden bahsedilmediğini araştırıp öğrenebilirlerdi. O zaman ışıklar yanardı Araplar neden halifeye rağmen bağımsızlık arayışına girmiş, neden diğer müslüman topluluklarla birlikte  Abdülhamit’e sahtekar demişler, halifeliklerine rağmen neden pek çok padişah içki içmiş… Şimdiki hilafetçi gericilere göre çizdiğimiz resimler biz ölünce kalk şimdi bizi yarat diyecekler falan filan. Bunu söyleyenler acaba son halifenin ressam olduğunu bilir mi? Zaten durum sadece tarihi değil aynı zamanda dini bir cehalet. Neyse kısaca dizide Abdülhamit’in tek icraatı demiryolu onu da Almanlara satıyor.
Abdülhamit karşıtları var. Hepsi aslında Jön Türklerin fikir babalarından, nasılsa hep de İngilizler arkalarında. Evet belki o dönem sadece İngilizlere bir şeyler satılmadı diye onlardan medet ummuş olmaları doğrudur ama muhalefetleri neden? Fransız ihtilalinden sonra hürriyet, demokrasi gibi akımlar dünyayı etkilemiş olmasın? Bir de nasılsa sürekli masonlarla da görüşüyorlar. Halbuki Osmanlı arşivlerinde Abdülhamit’in yahudilere toprak bile verdiğini yazıyor. Çok da bir alıp veremediği yokmuş aslında. Sonra İngiltere İttihat ve Terakki’nin Alman yanlılığından dolayı onların masonlarla bağlantısı olduğu haberlerini yaymış. Gerçi dizinin geçtiği dönemde İttihat ve Terakki de yok ama. Nereden yola çıkarak böyle kurgulamışlar anlamadım.
Abdülhamit’in kişiliğiyle ilgili de ciddi eksikler var. O dönem kafes sistemi var. Şehzadeler zehirlenme korkusuyla neler yapmış. Abdülhamit de o dönemki tüm padişahlar gibi hatta belki biraz daha fazla paranoyakmış. Tütün bağımlısıymış ama dizide hiç sigara içerken görülmüyor. Ayrıca adamın bir sürü cariyesi renkli bir harem hayatı varmış. Ama dizide sadece Bidar Kadınefendi var o da çok aklı başında. Halbuki Abdülhamit’i yanına almadığı zamanlar olduğu, pek cadı olduğu söyleniyor. Tabii kölelik de önceki dönemler bitmiş onun da etkisi var. Analığı Pirüstü’nün öz kızı Cemile’nin kocası meşrutiyetçi olunca sürgüne gönderip boğduruyor. Bu analığıyla arasını bozuyor mu? Hiç bahsedilmemiş. Kısaca dizide atlanan pek çok şey var. Kanımca pek objektif anlatılmamış. Ama bana pes dedirten bir şey oldu sonlara doğru. Teosofinin kurucusu, 19. yüzyıl ezoterik eserler arasında öne çıkan, felsefe ve din felsefesinde önemli yeri olan Blavatsky’i diziye karakter yapıp saray entrikalarına dahil etmişler. İnsan inanmak istemiyor ama doğru.

Ruhun Doysun

Puhu Tv’den izlediğim bu belgesel çok hoşuma gitti. İlk sezon Longoz ormanlarında mükemmel, minik bir prefabrik evde geçiyor. Sunucu Türkiye’nin pek çok yerine gidiyor. Mükemmel manzaralar var. Yemeği topraktan masaya nasıl geldiğini anlatıyor. Öyle bilinçsizce değil. Sağlıkla, geleneksel tarım yöntemleriyle. Programda çok mesaj var. Yemeklerin tarifleri verilmiyor ama isteyen sitesinden alabilir. Ben tahinli patlıcan közlemesini aldım ve artık patlıcanı hep öyle yapıyorum. Yemekler fazla profesyonel görünüyor. Ayrıca müzikler de çok iyi. Sonuç olarak oldukça kaliteli bir yapım.

Aşk 101

Bildiğin ergen dizisi diye izlemeyecektim. Elite gibi cinayet vs de yok. Sonra yok eşcinselmiş hem de ramazanda yayınlanacak rtük iş başına şeklinde kampanyalar başlatıldı. “Bana ne” dedim. Aslında dizide eşcinsellik yokmuş. Adamlar çılgın reklam yapmışlar meğerse. Vay be adamlar akıllıymış belki kurgu da akıllıcadır diye düşünmeye başladım. Dizinin 90’larda geçtiğini duyunca izlemeye başladım. Tahmin ettiğim gibi ergen dizisi çıktı. 90’larda geçmesi avantaj. Kutuplaşmanın bu kadar bariz olmadığı, medeniyetten bihaber kitlenin elini kolunu sallamadığı o günleri benim gibi özleyen çoktur. O ortamı hissettiriyor mu? Biraz. Diziyi eleştirenler çocukları fazla çılgın ve hızlı bulmuş. Yani, yok müzakere de ışıkla oynamacalar, kavga etmeler, alkol almalar falan bana çok acayip gelmedi. Ama bir şey çok acayip ve yanlış geldi ki küçük bir sahnede kız öğretmenle oynaşıyordu. Bence bu sahneyi koyarak büyük hata yapmışlar. Bu yüzden diziyle ilgili olumlu bir şey söyleyemeyeceğim.

Gezegenimiz

Bu belgesele aslında koronadan önce başlamıştım. Yenice kamera arkasını izledim.  Özellikle buzlar eridiği için dinlenecek yer bulamayan deniz aygırlarının yorgunlukla tepeye tırmanıp inerken ölmeleri beni çok etkiledi. Küresel ısınma konusunda da bilinç oluşturuyor. Direkt buzullarda helikopterle çekim yapmışlar.

Mercan Peşinde

Küresel ısınmanın etkilerinden bahseden bir belgesel daha. Okyanusun akciğerleri olan mercanların okyanuslardaki 2 derecelik ısınmadan sonra nasıl topluca ölmeye başladıklarını anlatıyor.

Midnight Gospel

Adventure Time’ı da oldukça sürreal bazen de absürt bulurdum. Her şekilde dozu çok iyi ayarlanmış gelirdi bana. Aynı yapımcı ve bu sefer yetişkinlere yönelik psikedelik sürrealist bir çizgi film yapmış. Sürreal bir köye yerleşen Clancy insanı simüle dünyalara gönderen bir cihaz alıyor. Ve oradaki hedef kişiyle röportaj yapıyor. Gittiği evrenler de çok sürrealist. İlk bölüm zombi işgali var. Clancy simüle evrenlere, dev bir vajinadan cenin halinde gidiyor. Ama dev adamdan, ksilofon gökkuşağına kadar çok farklı şekillerde gidiyor. İkinci bölümde kafası horoz, ayakları yılan değişik bir varlık. Palyaço gezegenine gidiyor ve orada dev geyik boynuzlu köpeklerle karşılaşıyor. Sonra birinin boynuzlarına saplanıyor ve köpeklerden biriyle sohbet etmeye başlıyor. Sonra başka palyaçolar bunları uyuşturup boynuzlarını kesip, kıymalarını çıkarıyor. Ama kıymaları da bir yerde bir şekilde birleşiyor. Zaten absürt tarafı çevrelerinde kıyamet koparken muhabbete devam etmeleri. Yapımcının bir radyo programındaki konuşmaların kullanıldığı söyleniyor. 3. bölümde kafası akvaryumdaki bir balık olan biriyle röportaj yapıyor. Clancy önce okyanusa girip bir canavar tarafından yeniliyor. Sonra akvaryumdaki balık tarafından kafası kesilen canavardan Clancy adamımızı buluyor ve onun kedi dolu gemisine biniyor. Aslında her bölüm metaforlarla dolu ancak konuşmalarla görüntüleri takip etmesi bile zor. Her sahnede garip bir ayrıntı var. 4. bölümde ağzında her yarayı iyileştiren bir gül olan bir kadınla karşılaşıp röportaj yapmaya başlıyor. Işın ya da plazmadan bir atı ve kılıcı var. Götünde korkunç bir şeytan olan ve erkek arkadaşını yiyen biriyle savaşmaya gidiyor. Bunun için kargadan süt sağan bir cadıdan bebek şeklini verdiği bir bombayla kandırıp iksir alıyor. Erkek arkadaşını şeytandan kurtarıp iksirle diriltiyor. Clancy her evrenden geri geldiğinde genellikle ayakkabılar olmak üzere yanında bir şeyler getiriyor. İlk evrenden içinde karadelik olan bir köpek getirmişti. Bu sefer her şeyi iyileştiren gülü alıyor. 5. bölümden de çok etkilendim. Bir ruh hapishanesinde dili olmayan birinin ruh kuşuyla röportaj yapıyor. Buradaki metaforlar çok farklı. Adam sürekli ölüp tekrar diriliyor. Her öldüğünde melek gibi şeyler ölünün göğsünü açıp, kalbi çıkarıp, ruh kuşundan çıkan bir tüyle terazide tartıp, kalp ağır gelince tekrar hayata bulunduğu ana geri döndürüyor. Bu egoyu öldürmek ve insanın üçlü yapısıyla ilgili çok iyi bir metafor. Adam da her seferinde hapishaneden kurtulmak için farklı bir şey deniyor. Bazen kalp daha hafifliyor. Bu tekrarlarda melekler bazen gözyaşlarıyla bazen de memeden sütle besliyor. En son melekler kalbe bir sistem takıp adama zamanda oynama yeteneği veriyor. İlerleyen bölümlerde de bir keşiş, kendi ölmüş annesi ve Azrail’le de röportaj yapıyor. Röportajlar aşırı içerikli. Genellikle hayatı sorgulamakla ilgili. Ölüm, yaşam, ezoterizm, felsefe, tasavvuf her şey var. Altyazıları indirip ayrıca okuyan bile varmış. Aslında yazılacak çok şey var bu diziyle ilgili. İzlemek lazım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir