Türkiye’de gerçekten Montessori okulu var mı?

Daha önce özel okul aldatmacası başlığı altında bir öğretmen olarak eşimin özel okul tecrübelerinden bahsetmiştim. Çocuğun yaşı devlet kurumunun alamayacağı kadar küçük olduğu için özel okulları gezmek zorunda kaldım. Bu kurumlarla ilgili fikirlerim şöyleydi;
Nispeten iyi
Kötünün iyisi
Kötü
Rezalet
Skandal
Peki hep mi karşısı kötü, benim hiç mi suçum yok? Evet var. Cehalet mutluluktur. Keşke karı koca formasyonsuz ve bu kadar araştıran insanlar olmasaydık da ilk önümüze çıkan kuruma güvenseydik sonra da çocukta problem oluşursa çocuğumuzu suçlasaydık. Peki kurumlarda ne gibi problemler var?

Kreş kadrosunda eğitimli personel yok. Eğitimci yok.

Gördüğüm kadarıyla herhangi bir işletmeci, ev hanımı ya da mühendis kurum açabiliyor ve kurumlarda eğitimci çalıştırma zorunlulukları yok. Bir kreşten duyduğumuz kadarıyla devlet bu zorunluluğu kaldırmış. Bu, yalansa da demek ki yeterli denetimi sağlamıyor. Kurumlara sorunca hepsi eğitimci çalıştırdığını söylüyor ama sözde eğitimcilerle konuştuğunuzda eğer siz de eğitimciyseniz eğitimle hiç alakaları olmadığını anlıyorsunuz. Bu arada gezdiğim kurumların yarısından fazlasının kurucusu eğitimci değildi.

Bu konuda iki yazı yazacağım. Bu yazım popüler ve daha karlı olduğu için Montessori eğitimi verdiğini iddia eden kurumların Montessori’yle neden alakaları olmadığı, diğer yazım da kurumların velileri nasıl kandırdığıyla alakalı olacak.

Montessori bir branş mıdır?

Çoğu kreşin programında şu tarz şeyler yazıyor; “bale, orff, montessori, satranç, vb…” Kurumlar Montessori’yi çocuğun kendine bakım aktivitelerini kendi yapabilmesi olarak algılıyor. Ancak bu, Montessori’nin sadece bir kısmı. Montessori bir felsefe. Çocuğun gelişimine, kişiliğine saygı gösteren ve her yönden bağımsızlığını destekleyen bir felsefe. Montessori okullarında sadece Montessori materyalleri olur ve bu materyaller çocuğun ulaşabileceği yükseklikteki raflarda olur. Yani bir rafta Montessori materyali var ötekinde barbie bebek varsa o okula Montessori okulu diyemeyiz.

Montessori eğitimi, sadece Montessori materyallerini raflarda tutarak olur mu?

Montessori eğitiminde çocuğun Montessori materyalleri arasında özgürce dolaşması, hür iradesiyle istediği materyali seçip oynaması esastır. Hatta oynama değil çalışma denilir buna. Çoğu Montessori olduğunu iddia eden okul, bünyesinde bir Montessori sınıfı bulunduruyor. Bu sınıfta da ikiden fazla Montessori materyali olmuyor. Haftada bir çocuklar bu sınıfa indiriliyor. Halbuki çocuğun ortamda sürekli bağımsız olması gerekiyor ki özgüveni gelişsin. Bir tane Montessori okulu olduğunu iddia eden okulda da gün boyu çocuklara materyaller dokundurulmuyor. Ben çocuğu Montessori’yle yetiştirdim, ona alışkın. Çocuk bir ara raftan bir materyal seçti, arkadaşı da hemen yanına geldi, başladılar birlikte çalışmaya. Hemen çocukların elinden materyal alındı. Neymiş, o sırada başka şey yapılacakmış. Gitti bağımsızlık.

Montessori öğretmen temelli bir eğitim mi?

Iki çeşit eğitim var. Biri öğretmen temelli eğitim öteki çocuk temelli eğitim. Öğretmen temelli eğitim, bizim bildiğimiz klasik eğitim; çocuk oturur, öğretmen anlatır, çocuk öğretmen ne isterse onu yapar. Ancak çocuk temelli eğitimde çocuk serbest bırakılır, sadece zararlı ve faydasız hareketlerine engel olunur. Öğretmen edilgendir, gözlemleyen rolündedir. Zararlı ve faydasız hareketlerin ayrıştırılması yönünde de bilinçli olmak gerekir. Örneğin, çocuk ilk defa gördüğü büyük boş bir kutunun içine girmeye çalışıyorsa bu zararlı ya da faydasız bir aktivite değil maddeyi keşfettiği için çocuk için faydalı bir aktivitedir. Anladığım kadarıyla gün sonunda ortaya çıkarılan eser (resim, el işi, vb…) konusunda hem ailelerde bir talep var hem de kurumlarda bir zorlama var ki kurumlar Montessori gibi çocuğu özgür bırakan bir felsefeyi benimser gibi de yapsalar belirlenen konseptte bir el işi eser ortaya çıkarmak zorunda bırakılıyorlar. Bu konuda kurumların daha ne kadar ileri gidebildiğini bir sonraki yazımda anlatacağım. Peki aslında Montessori ne diyor? Çocuğun keşfi kitabından bakalım:

“Yaygın eğitimin verildiği okulların savunucuları tarafından dile getirilen basit bir itiraz daha: Çocukların istedikleri gibi dolaştıkları bir sınıfta disiplin nasıl sağlanabilir ki?
Bizim sistemimizdeki disiplin kavramı hiç kuşkusuz çok farklı. Biz etkin bir disiplin arayışı içindeyiz. Bir kişi yapay bir şekilde dilsiz gibi susturulduğu ve felçli gibi hareketsiz bırakıldığı zaman disiplinin sağlandığına inanmıyoruz. Böyle bir insan disiplinli değil, yok edilmiş bir insandır.
Kendinin efendisi olan ve bunun sonucunda da yaşamın bir kuralına uyması gerektiğinde kendini denetleyebilen bir insanın disiplinli olduğunu düşünüyoruz. Bu tip bir etkin disiplin kavramını anlamak da edinmek de kolay değildir. Öte yandan bunun, hareketsizlik yaratan mutlak ve tartışmasız zorlamadan oldukça farklı, daha üstün bir eğitim ilkesini içerdiği de tartışılmaz.
Bizim sistemimizde öğretmen etkin olmaktan çok, fazlasıyla edilgindir ve bu edilginlik gözlemlemek istediği şeylere yönelik heyecanlı bir bilimsel merak ve saygıyı da içermelidir. Bir öğretmenin bir gözlemci olarak da konumunu anlayabilmesi ve takdir edebilmesi gerekir.
Psişik yaşamlarını ilk kez ortaya seren küçük çocukların bulunduğu bir okulda bu tutumun kesinlikle bulunması gerekir. Henüz etkin olmaya başlamış bir çocuğun kendiliğindenliğini bastırmanın ne gibi sonuçlar doğuracağını bilemeyiz. Yaşamın kendisini bile boğabiliriz. Çocukluk olarak adlandırdığımız o tatlı ve kırılgan çağda kendini bütün zihinsel parlaklığıyla ortaya koyan insanlığa dindarca derin bir saygı duymamız gerekir. Bu, gün doğumunda beliren güneşe ya da bir çiçeğin açmasına benzer. Çocuğun kendini yaşama açmasına yardım etmeyen bir eğitim etkili olamaz.”

Montessori’de iletişim

Montessori eğitiminde iletişim çok önemlidir. Her sabah Montessori öğretmenleri her öğrencinin yanına gelir, çocuğun seviyesine iner, tokalaşır, selamlaşır, hal hatır sorarlar.

Çocuğumu götürüp gözlemlediğim sözde Montessori okulu hafta sonları ebeveynli atölye hizmeti sunuyordu. Tabii ebeveynli olunca eğitimini pek gözlemleyemiyor sadece materyallerden yararlanıyordum. Bu konuda da gayet memnundum. Zaten sahibi eğitimci değildi. Kreş olarak açılınca iki tane öğretmen almış. Çocuklarla kreşte asıl onlar ilgileniyormuş. Bir tanesi sadece etrafta dolaşıyordu. Montessori eğitmenleri edilgendir ama yine de çocukla ya da en azından benimle bir iletişime geçmesini bekledim. Ama olmadı. O yardımcı öğretmenmiş asıl öğretmen farklıymış, onu hiç görmedim. Malum sektör kötü. “Ben öğretmenleri tanımıyorum. Çocuğumla geleceğim, gözlemleyeceğim dedim.” Pek sevinmiş gibi değillerdi.

Biz geldik. Benimki alışkın, materyallere gitti hemen. Yardımcı öğretmen çocukların yanında değil boş odada kendi kendine takılıyordu. Asıl öğretmenleri daha bir yarım saat daha ortaya çıkmadı. Kenarda köşede ağlayan çocukların gürültüsü her yerde. Kimse birbiriyle iletişim kurmuyor. Toplamda 3 saat kadar orada kaldım çocuğumla. Kimse çocukla iletişim kurmaya çalışmadı. Bir ara 5 dakikalığına çocuğu bırakmıştım. Güya o ara ben bakmazken iletişim kurmaya çalışmışlar. Benim terapistlerin, eğitimcilerin ve diğer pek çok kişinin çok sosyal ve sıcakkanlı diye övdüğü çocuğumla iletişim kuramamışlar. Ve öğretmenin dediği şey şu; “ben çocuğun benimle iletişime geçmesini beklerim.” Şimdi senin mi öğretmen olarak önce iletişim kurman gerek yoksa çocuktan mı beklemen gerek? Aslında bu Montessori de değil ciddi bir pedagojik bilgi eksiği.

Çember aktivitesi

Montessori okullarında günde bir kere çember saati yapıldığını biliyordum. Ancak Montessori özgür bırakan bir metot olduğu için çocuk istemezse çember saatine katılmıyor diye biliyordum. Ama götürdüğüm sözde Montessori okulunda çocukların katılması zorunluymuş. Emin olamadım tekrar tekrar sordum. Kendimden de emin olamadım. Çember ve alakalı aktiviteler bir buçuk saat civarı sürdü. Ondan önce başka bir şey oynattılar. Çocuklara herhangi bir seçim hakkı tanınmadı. Montessori materyallerine hiç dokunulmadı. Sabahtan öğlene kadar Montessori, öğleden akşama kadar branş dersleri yapılıyormuş. Ama hiçbir zaman çocuklar özgür bırakılmadı bunu söyleyebilirim. Neyse çocuğumun elinden Montessori materyali bu çember saatinde alındı. Ve öyle bir aktiviteydi ki ben bile Türkiye’nin en iyi okullarında ve Avrupa’daki okullarda ortalama yardırmış biri olarak ilk dakikadan odaklanamadım aktiviteye, o yavrucaklar nasıl dayanıyor bilemiyorum.

Bu işin böyle yapılmadığını sezinleyen ben hem ingilizce yayınlardan araştırdım hem de üşenmedim Istanbul’un en köklü Montessori okuluna gittim. Oraya da güvenmedim. “Bilmiyorum, bilgilendirin.” dedim ayrıca birkaç tuzak soru sordum. En azından Montessori felsefesine hakim olduklarını fark edince onlara da sordum. Hem ingilizce yayınlarda da okuduğum hem de ziyaret ettiğim köklü kurumdan bana verilen bilgi; Montessori çocuğa saygı gösteren bir metot ve çocuk eğer çembere katılmak istemiyorsa katılmayabilir ve Montessori materyalleriyle çalışabilir şeklindeydi. “Peki bir çocuk çembere katılmadığı için ötekiler de çembere katılmak istemezse?” diye sordum. “O zaman öğretmenin kendini sorgulaması gerekir. Demek ki çocukların ilgisini çekemiyor. Bir yerde yanlış yapıyor.” dedi. Yabancı kaynaklar bu konuda daha zengin. Çocukları ilgisi nasıl canlı tutulur? Çember saati hep pasif olmamalı. Çember saatinde el kuklası kullanımına dair yazılar var.

Daha profesyonel okulların programına baktığımda çember saatini yirmi dakikaya sabitlediklerini gördüm. Okulun ilk aylarında; 3 yaş grubu için 5 dakika, büyük yaş grupları için 10 dakika önerirken ilerleyen okul döneminde; 3 yaş grubu için 10 dakika, daha büyük yaş grupları için 20 dakikadan fazla sürmemesi önerilmiş.

Belki Montessori metodu öğretmen için fazla pasif olduğu için kendini öğretmen olarak hissettiği tek yer çember olabilir. Montessori Çocuğun keşfi kitabında şöyle diyor:
“Öğretmen sınıfta özgürce hareket edebilen tek etkin kişi olmayı fazlasıyla iyi öğrenmiş. Ona görevinin öğrencilerin etkinliklerini bastırmak olduğu öğretilmiş. Sınıfta sessizliği ve düzeni sağlayamadığında adeta dünyadan özür dilemek ve suçsuz olduğunu göstermek için çaresizlikle çevresine bakınıyor. Başlangıçta düzensizliğin kaçınılmaz olduğunu söylemek de işe yaramıyor.”

Çocuğunuz kreşe uyum sağlamamaya başladı acaba sorun çocuğunuzda mı?

Atölyeden bir arkadaşın çocuğu kreşe başladıktan bir hafta sonra kreşe gitmek istemiyor. Kreşe geldiğim gün çocuğu da görüyorum. Gerçekten kapıya kadar geliyor. Kapıda ben girmeyeceğim diyor. Tabii onu da karşılayan, iletişim kurmaya çalışan yok. Ve acayip olanı çocuk tek değil. Başka bir çocuk daha o sırada kapıda bekliyor ve kesinlikle girmiyor. Çocuk benim çocuğu tanıyınca “hadi el ele tutuşun girin beraber” diyoruz ve o çocuk için günü kurtarıyoruz. Gün içinde çocuk biraz mızırdanıyor biraz da mutsuz görünüyor.

Kreş sahibi kurallarımıza uyum sağlayamıyorlar demişti de çok garipsemiştim. Montessori çocuğun uyum sağlayamadığı bir yaklaşım değil ki. Montessori konusunda okuduklarımdan bildiklerimden şüpheye düşmüştüm.
Gördüğüm kadarıyla kreşler ebeveynlere “sorun çocuğunuzda” diyor. Ancak aslında aynı durumda birkaç çocuk varsa kreş sorun kendisinde olsa da doğal olarak kabul etmiyor. Veliler de durumdan haberdar olmuyor. Bir de bu kadar sorunlu, eğitimsiz, sorumsuz sözde eğitim kurumu içinde veliler sorunu çocuğunda sanıyor.

Ah şu hareketli çocuklar

Misafir olduğum sözde Montessori okulu büyük bir skandala imza atıp çocuk ilk defa gördüğü boş bir kutuya girdi diye bu bize uyum sağlayamayacak dediler. “Ee ne olmuş keşfetmek istiyordur.” dedim. Yani en başta anlayamadım ama kısaca hareketli bir çocukla uğraşmak istemedikleri için çocuğumu kabul etmediler.

Öncelikle şunu söyleyeyim: 14 yıllık eğitimimi ve 10 yıllık içinde engelli çocukların da olduğu mesleki tecrübemi, eşimin öğretmenlik eğitimi ve tecrübesini, kendi annelerimizin 30 yıllık öğretmenlik tecrübelerini -kaldı ki annem zihinsel engelliler öğretmeni- bir kenara bırakalım. Hadi biz kendi çocuğumuz diye problemini göremiyoruz. Hadi en az 10 yıl deneyimli psikolog, pdrci, pediatrist arkadaşlarımız da biz üzülmeyelim diye bizden sakladı. Hadi diğer gittiğimiz diplomalı psikolog çalıştıran kurumlar da ticari yaklaştı. Bu çocuk 2.5 yaşından beri 3-6 yaş dikkat aktivitelerini baştan sona çözebilecek kadar başında durabiliyor. Çocuk da mı bizi kandırıyor zalımlar.

Yani çocuğum hareketli. Bunu kabul ediyorum ama herhangi bir anormalliği yok. Doğduğundan beri mizacı böyle. Ben de köreltmedim. Allah’ın yarattığına isyan edip, kabullenmeme haddini bulmadım kendimde. O bölgede yıllardır çalışan çocuk gelişimci bir arkadaşım vardı. “Onlar Montessori falan diyip Montessori uygulamıyor boş verin ben sizi bölgedeki en iyi kreşe yönlendireceğim” dedi. O kuruma gidince söyledik az önce başka bir kurumdan kovulduk diye. Kurumun psikologu vardı. Bizi daha fazla dinlemedi. Hemen çocuğu değerlendirmeye koştu. Çocuğa ne yaptıysa çocukla anında iletişim kurdu ve uzun bir süre çocuk onu dikkatle dinledi. Sonra psikolog rahatlamış bir şekilde geldi. Çocuğunuz gayet normal dedi.

Montessori metodu kesinlikle çocuğun mizacına, kişiliğine saygı gösteren bir metot ve çocuk ayrımı yapacak son yaklaşım. Aslında hiçbir eğitim metodu çocuk ayrımı yapmaz. Insan haklarına aykırı olan ayrımcılık bilhassa eğitim ve sağlıkta olmamalı. Bu ciddi bir skandal.

Hani hep eleştiririz ya eğitim sistemi her türlü çocuğu alır tek tipleştirir diye. Bunlar baştan tek tip çocuk seçiyor o da güzel.

Şimdi ben de hep kendimi sorguluyorum. Özellikle biri bir şey olmak için ortaya çıkıyor ama ciddi hatalar yapıyorsa acaba diyorum ben mi yanlış anlıyorum. Deneyimli ve yurtdışından eğitim almış olan Montessori okulundan da şaşırdılar “Sizin bilmediğiniz bir şey vardır. Kayıt almıyorlardır. Size bahane bulmuşlardır.” dediler. Ama o zaman sahibi beni neden çağırdı ki? Ya da madem hareketli çocuk almıyorlardı kurum sahibi benim çocuğumun hareketli olduğunu gayet iyi biliyordu neden baştan söylemedi ki? Hatta bana dert yandı “Personelin maaşını zor çıkarıyorum. 8 çocuk var. Geçen hafta 3 çocuğu alışamadı diye gönderdik, bu hafta da 2 çocuk gelmek istemiyor. Ne yapacağız bilmiyorum.” demişti. Bizim eşimle bulduğumuz cevap, öğretmenlerin çalışmak istemediği yönünde. Sahibi de öğretmenlerin hareketli çocuk sevmediğinin farkında ama maddi olarak zor durumda olduğu ve batma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu için şansını yine de denemek istedi herhalde. Çok kreş gezdim, inceledim ama çocuk seçene ilk defa denk geldim.

Gerçi ben ilk defa denk geldim ama bazı kurumların hareketli çocuk istemediğini ve dışladığını sosyal medyadan duymuştum. Bu Montessoriyle de eğitimle de uzaktan yakından alakası olmayan, işini sevmeyen, gereksiz egosu olan insanların yaptığı bir şey diye düşünüyorum. Bir de veliler bu kurumlara para ödüyor. Sonra da paramızla rezil oluyoruz diyorlar. Kimi, çocuğunuz rahatsız gidin psikiyatriye ilaç yazdırın diyor. Bazı veliler çocuğunu pedagoga ya da psikiyatriye götürüp çocuğunun sağlıklı olduğunu öğreniyor. “Tekrar götürün ilaç yazdırana kadar ısrar edin” diyorlar. Neden sağlıklı çocukların kişiliği ilaçlarla bastırılmaya çalışılıyor? Çocuk dediğin put gibi yerinde oturmaz ki. Hele ki küçük çocuk. Bu mantıkla devam edersek travmatik bir nesil oluştururuz. Bazı doktorlar da o kadar hastanın içinde “ben teşhisi koydum” ya da “kreş teşhisi koydu, şu ilacı yazacakmışsın” diyen hastaya da çok düşünmeden ilacı yazıp geçiyor. Eşime göre bu durum öğretmenler işsiz gezerken okullarda öğretmenlik mezunu olmayan insanlar görev aldığı için oluyor. Bunu bir sonraki yazımda daha detaylı açıklayacağım.

Bir de eşime anlatın diyerek öğretmen olan eşimi karşılarına geçirdim. Cevap verir dedim ama cevap vermedi sadece bana dönüp “kaç kaç” dedi. “Neden bir şeyler demedin?” dedim. “Eğitim konusunda tartışmaya girecek kadar bile hakim değiller konuya” dedi. Ben de hak verdim. Bir taraftan rezil oldum eşime. Bana “Montessori dediğin bu muydu?” dedi. Ama daha önce de dediğim gibi Montessori çocuğun kişiliğine ve mizacına her zaman saygı gösterir. Montessori metodu doğru uygulandığında çocuklar sakinleşir. Bunun için baştan sakin çocuk seçmeye çalışmak mantık dışıdır. Zaten benim çocuğum da özgür bırakılınca gayet sakin duruyor. Montessori okullarında çocuklar hem sınıf içinde hem de sınıflar arasında serbestçe dolaşır. Ayrıca yaz kış bahçede serbestçe hareket eder oynarlar. Peki Montessori hareketle ilgili ne diyor. Çocuğun sırrı kitabından bakalım:
“Hareketin çocuk için ne derece önemli olduğu konusunda hiçbir fikri olmadığı için yetişkinin, kendisi adına rahatsız edici olan hareketi engellediği çok açıktır.
Bilim insanlarının ve öğretmenlerin çocuğun büyüyüp gelişmesi için ihtiyaç duyduğu etkinliğin yüksek önemini fark edememiş olmasıysa o kadar anlaşılır değildir. Hayvanlar ve sebzeler arasındaki fark, sebzelerin hareketsiz olması, hayvanlarınsa hareket etmesidir. O halde bir çocuğun hareketlerini bastırmak ne derece makbul olabilir?
Hareketsizliğe dair çeşitli övgü ifadeleri böyle bir tutumun bilinçdışında kabul gördüğünü gösterir. Uslu çocuğa ” çiçek gibi” denir, çünkü hareketsizdir. Ya da “melek gibi” denir, yani hareket eden, hatta uçan ama bunları insanların ait olmadığı başka bir dünyada yapan bir varlık gibidir.
Bütün bunlar, Freud’un insanlığın bilinçdışında var olan kısmi bir körlük olarak tarif ettiği psikolojik skotom’un, yine Freud’un belirlediği dar sınırların çok ötesine uzanan insan ruhunun akıl ermez körlüğünü ifşa eder.
Hareketin, insanın ahlaki ve entelektüel gelişiminde önemli bir rol oynadığı düşüncesinin kabul görmesi kolay değildir. İnsan, hareket organlarını göz ardı ederek kendisini oluşturduğu takdirde, durdurulmuş bir gelişim sergileyecek ve entelektüel duyulardan birinin yoksunluğundan kaynaklanan eksiklikten daha ağır bir durumda sürekli olarak kalacaktır.
Hareket insanın kişiliğinin bir parçasıdır ve hiçbir şey onun yerini tutamaz. Hareket etmeyen insan, varlığının ta derinliğinde yaralıdır ve hayattan dışlanmıştır…”

Şiddetsiz iletişim aslında ne?

Zavallı çocuğum oradaki çocukların aktivitesine katılmak istedi. O sırada çocuklara sıcak silikon tabancasıyla bir şeyler yaptırmaya çalışıyorlardı. Çocuğun birinin eli yandı o sırada. Benim çocuğum hem bundan etkilendi hem de istenmediğini anladığı için ajite olmaya başladı. Zaten dışlanan çocuklara karşı çok hassastır o yüzden sürekli dışarda bekleyen çocukların yanına gidiyordu. Bizi çocuk kutuya girdi diye defettikten sonra, eşim de gelmişti o sırada, başka bir çocuk benimkinin elindeki oyuncağı zorla almaya kalkınca çocuğum ötekini ısırmış. Ben de kurucuya sonra mesaj attım. Tekrar araştırma yapıp o gece Maria Montessori kitaplarını tekrar okuduğumu ve ertesi gün başka bir köklü Montessori okuluna gittiğimi söyledim. Kurucuya “bu iş böyle olmaz, isterseniz yardımcı olabilirim” dedim ancak hatalarını kabullenmedi. Bir de kendini savunmak için sanki ısırma olayı onlar bizi defettikten sonra olmamış gibi “çocuğunuz bize uygun değil çünkü biz şiddetsiz iletişim prensipli bir kurumuz. Sizin çocuğunuz şiddetli iletişim biçimi seçmiş, çocukları ısırıyor.” dedi. Halbuki bir saat kadar önce çocuğun biri benimkine vurma itme arası bir hareket yaptı. Benimki de bu tarz durumda boş durmuyor, çocuğu karşılığında itti. Öyle olunca çocuğuma vuran çocuk iyice sinirlenip çocuğumu sıkıştırdı. Öğretmen asıl aktif olması gereken bu durumda pasifti ve duruma hakim değildi. Hemen koşup ben müdahale ettim. Yani çocuktur tabii böyle bir şey için suçlamam kimseyi ama sizin çocuk şiddetli iletişim yöntemi seçmiş bizim çocuklar sadece şiddetsiz iletişime alışkın demek daha ilk gün ilk saatlerde yalan çıkıyor.

Aslında tabii şiddetsiz iletişim ebeveynlere önerilen bir şey. Arkadaşların zannettiği üzere çocuğun seçtiği bir şey değil. Ayrıca diğer çocuklar çocuğumu ittiğinde ya da sıkıştırdığında bu şiddetsiz iletişim oluyor da benimki kendini savunduğunda mı şiddetli iletişim oluyor? Tamam başka çocuk saldırdığında da karşılık vermesi doğru değil. Yine dediğim gibi bazen diyorum bu kadar da acemi olunur mu? Yine kendimi sorguluyorum. Bakıyorum kreşin vizyonunda var şiddetsiz iletişim. Yani bu kreşte şiddetsiz iletişim var demek de ne kadar mantıklı. Sonuçta kimse biz şiddetli iletişimi benimsedik diyen bir kreşe çocuğunu göndermez. “Sizin çocuğunuz bizim şiddetsiz iletişim anlayışımıza uymuyor” derken “sizin çocuğunuza dayanamaz şiddetsiz iletişim sözümüzü bozarız” mı demeye çalıştılar acaba? Sanırım bu cevap daha mantıklı.

Dediğim gibi çocuk istenmediğini anladı ve daha önce hiçbir yerde olmadığı kadar ajite oldu. O kadar kurum gezdim, misafir oldum, beğenmedim ama şu zamana kadar gittiğim en kötü kurum üzülerek söylüyorum kendine Montessori diyen bir kurumdu.

Montessori konusunda eğitimli personel eksiği

Yine problem aynı. Eğitimsizlik, eğitimsizlik, eğitimsizlik. Türkiye’de yurt dışındaki gibi bu işin eğitimini veren ve denetleyen merkezi bir kurum ya da birlik yok. Böylelikle herkes ben Montessori okulu açıyorum diyebiliyor. Her bir iki günlük seminere katılan bu işin eğitimini almış oluyor. Sonra da bu sözde eğitmenler konu hakkındaki kitapları da geçtim ne yazılmış çizilmiş onu bile araştırmıyor. Sonuç; Montessori felsefesine zıt bir yaklaşımla eğitim veren kurumlar.

Montessori zenginler için mi?

Peki neden bir insan konu hakkında hiçbir fikri olmadığı halde direkt bir işe soyunur? Cevap: Maddi kaygılar. Montessori o kadar popüler oldu ki kreşin önüne Montessori gelince insanlar daha fazla para ödemek istiyor. Ben bile içimden geçirdim. Bir tarafta 3 katlı, kocaman yemek salonu, kocaman oyun odası, kocaman bir bahçesi, park alanı, bostanı ve havuzu olan bir yer x lira derken bir tarafta tek oda, yemek odası yok, uyku odası yok, park yok 1.5x liraydı. Kendi kendime dedim “kızım manyak mısın, değer mi?” ama Montessori’ye değer dedim ama maalesef öyle her Montessori’yiz diyen de Montessori değilmiş onu anladım. Kısaca Montessori olunca fiyat artıyor. İşin ironik kısmı Montessori bu metodu fakir çocuklarla geliştirmiş.

Etkinlik adı altında çocuğunuzun ruhu zedeleniyor olabilir

Çocuk ruhu da tıpkı bir çiçek gibi Allah’ın bize verdiği kırılgan bir saflık. İster istemez biz yetişkinler tarafından bu saflık bozuluyor zaten. Ama benim inancıma göre çocuk ruhunun mümkün olduğu kadar saf kalmasını sağlamak; boş bir levha olarak görüp, işleyip, oyup, kendimize göre şekillendirmekten daha önemli. Bana göre Allah, insanı bizim bozup işlediğimizden daha mükemmel yaratıyor. Aslında Montessori de bu felsefeyle hareket ediyor. Çocukları serbest bırakalım, çocuk zaten gelişimine en uygun hareketi yapar, biz yetişkinler olarak da bunu sadece gözleyelim ve buna hayran olalım istiyor. Montessori insanları ikiye ayırıyor: İçindeki bu saflık bozulanlanlar ve bozulmayanlar. Saflığı bozulmayanlar serbest bırakıldığında hep doğruya ve faydaya yönelirken, saflığı bozulanların kötülüğe yönelmemeleri için belli kurallarla kontrol altında tutulmaları gerekiyor. Biz de başımızı örtüp, beş vakit namaz kılıp, sevap pointler toplayıp, o çok korktuğumuz cehennem azabından kaçıp, cennet hedefine ilerlerken belki de bütün bunları o yüce saflık için yaptığımızı ve o aslında bize hiç bilmediğimiz kadar yakın olduğunu ve belki de bize sürekli seslendiğini ama duymadığımızın farkında bile değiliz. İşte o saf ruhu dinlersek doğruya ulaşabiliriz.

Bana göre doğru olan şeylerden biri de sadece kendi çocuğumuzu değil diğer çocukları da kendimizin görmek. Bu mantıkla kreşlerde yanlış gördüğüm yerde kabul ederlerse müdahale etmeye çalışıyorum. Bence kreşler de bu mantıkla çocuklara yaklaşmalı, ayırt etmeden, hepsine faydalı olmaya çalışmalı. Ancak bu bilince sahip olmak için eğitim şart.

Kreşlerde sosyal medyada paylaşmak üzere ya da whatsapp gruplarında paylaşılmak üzere çocuklara zorla hareketleri sınırlandırılarak etkinlik yaptırılıyor. Bir yetişkin bu görüntülere baktığında “Vay çocuğum bir Picasso gibi resim yapıyor, heyt be çocuklara bak ip gibi dizilmişler, şuna bak öğretmenini mum gibi oturup dinliyor.” gibi şeyler düşünüyor. Gerçi bu konuda da kreşler ebeveynleri kandırmak için neler yapıyor bunu da bir sonraki yazımda yazacağım. Ama yine de çocukların ip gibi dizilip mum gibi durmalarından daha önemli olan şey, çocukluklarını mutlu yaşamaları. Çünkü çocukluk geçip gidiyor ve yetişkinlik çocukluk kadar mutlu bir dönem değil.

Doğru kreş seçiminde ebeveynin işi zor. Bir kere pedagoji bilgisi olması gerekiyor. Piyasa bu kadar eğitimsiz doluyken ebeveynin doğru yaklaşımlı kurumu seçebilmesi için iyi okuyup kendini geliştirmesi gerekli. Montessori kreşine de ekstra bir buçuk iki kat para ödeyecekseniz Montessori’yle ilgili kitaplar ve Maria Montessori’nin kendi yazdığı kitapları okumakta fayda var. Ayrıca bu bilinçle kreşe bizzat gidip görmek lazım çünkü kurumların çoğu velileri kandırmaya yönelik hareket ediyor.

Kaynaklar:

Maria Montessori Çocuğun Keşfi
Maria Montessori Çocuğun Sırrı
Maria Montessori Emici Zihin
http://m.on5yirmi5.com/montessori-hakkinda-her-sey-117920.html

https://www.preschool-plan-it.com/circle-time.html
https://extension.psu.edu/programs/betterkidcare/early-care/tip-pages/all/successful-circle-times

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir